biyografi
 

29 Eylül 1979 Cumartesi. Öğlen saat 12:30. İstanbul Fatih Cerrah Paşa Hastanesi. İlk kez sesimi duyan hemşire acaba o iğrenç çığlığın ileride güzel bir sese (yürü be kim tutar beni) dönüşeceğini biliyor muydu?

 

Adımı dedem koymuş. İsmim Büyük İskender'den geliyor. Bebeklik yıllarıma ait elimde sadece 3-5 fotoğraf kalmış. Çünkü hepsini yırtmışım küçükken. Ama tombul bir bebeklik dönemim olmuş. O günlerden bana anlatılanlar uslu bir çocuk olduğumdur. Televizyonun karşısına oturttururlarmış beni, bir elimde havuç bir elimde elma. Televizyonun bende etkisi büyüktür. O zamanlar dedemlerle Kocamustafa Paşa'da Ermeni Kız Yurdu'nun sokağında oturuyorduk dedemlerle birlikte. Ev büyüktü.Dedem, babaannem, halam, halamın 3 çocuğu, babam ve annemle birlikte.O zamanlardan aklımda kalan peki bişey yok tabi ki.

 

Annemin anlattığına göre çok güzel bir çocukmuşum, hani yolda giderken ablaların, teyzelerin "ay ne güzel bebek bu böyle" diyip mıncıkladıkları bebeklerden. Ta ki hasta olana kadar. Birden iştahım kesilmiş. Çenemin altında bir şişlik oluşmuş. Ve o şiş öyle büyümüş ki; yanağım komple mosmor şiş olmuş. Mikrop kapmış, anneme göre de nazar değmiş. Sonrasında ameliyat etmişler beni. Babamın kucağında girmişim ameliyat odasına ve çıkarken babamın kucağında, babamın açık renkli bir gömleği varmış üzerinde ve ameliyat sonrası kıpkırmızı olmuş gömleği.Annem o zaman erkek kardeşime hamile, çok üzülüyor. Ama doktorlar iyiymiş o zaman, yüzümde hiç iz yok. Sadece çenemin altında minik bir iz kalmış o günden yadigar. Benden 1 sene sonra erkek kardeşim Serdar dünyaya geliyor. Ve yaramazlık yapacak arkadaş nihayet bana katılmış oluyor.

 

Sonraki yıllarda, 3-4 yaşlarında yani babaannemin çok hayran olduğu Turgut Özal'ın taklidini yaparmışım çenemi buruşturarak. Yaramazlıklar da başlar tabi ki. Evimiz 5. kattaydı. O yaşlarımda çok az şey hatırlıyorum. 5-6 yaşlarındaki yaramazlıklarımı çocukluk anılarında bulabilirsiniz.

 

1985 yılında, o karın kışın ortasına, Şubat'ın en soğuk günlerinden birinde kız kardeşim Nihan Şebnem dünyaya geldi aile tamamlanmış oldu.

 

İlkokul 1-2 sınıfı Kocamustafa Paşa'da okudum. Ardından evin satılma kararı alındı ve biz Bağcılar'a Anneannemlerin semtine taşındık. Okulum da değişti tabi ki. Yeni arkadaşlar, yeni bir ortam ve yeni mahalle maçları. O dönemde futbola çok meraklıydım. Babamın eskiden profesyonel bir futbolcu olmasının da etkisi var tabi. 1.ligde top koşturmuş, Genç milli takımda oynamış. Samet Aybaba en yakın arkadaşlarından biri. Evde hep fotoğrafları var, Fatih Terim, Güvenç Kurtar, Samet Aybaba. Yeni taşınmamıza rağmen hemen mahalle takımına girmiş, başarıdan başarıya koşuyorduk. İlkokul 3-4 sınıfı orada okudum. O zamanlar oturduğumuz yer yeni yapılanan bir yerdi. Derler ya büyüklerimiz buralar eskiden böööle bostandı, meraydı diye. İşte öyle bir durum.Şimdi o top oynadığımız yerler hep bina olmuş, betonlaşmış.

 

Maddi sıkıntılar yüzünden, Bağcılar'daki evden taşınmak zorunda kaldık. Aslen babamlar Yalova - Çınarcıklı. Biz de oraya gittik. Okullar açılmasına rağmen hala Çınarcıktaydık, tatil yapıyorduk. en azından ben öyle sanıyordum. Yavaş yavaş durumu anlamaya başlıyordum. Satılan evin bize düşen payını babam kumarhanelerde harcamış ve sonunda sorunlu bir aile olmamızı sağlamıştı. İlk babamdan dayak yediğim dönemdir o. Çok sert değil ama yine de bir tokat bile çok etkiliyor o zamanlar. Neyse durum iyice kötüleşmeden, okul için geç kalınmadan. Fatih'te bir eve taşındık. Yardı bodrum, bir oda bir salon, küçük bir ev.

 

İlkokul 5 için Fatih Ali Kuşçu İlkokulu zor da olsa kabul etti. Ne de olsa zeki çocuktuk. Bütün sınıflarda takdir teşekkür ne varsa topluyordum. Yani düşünün, tatil olmuş ama ben bir sonraki sınıfın kitabını almışım onun ödevlerini yapıyorum. İlkokul 5'i de geç başlamama rağmen takdir ile bitirdim. O zamanlar resim yeteneğimi keşfetmiştim. Çizdiğim resimleri benim çizdiğime inanmayan öğretmenlerimin yanında çizdiğimde şaşırıp kalıyorlardı. Bir resmin aynısını çizmek çok kolay geliyordu o zaman.

 

Nihayet ortaokul zamanı gelmişti. Ama maddi durumumuz çok iyi değildi. Ben de Fatih Çarşamba Pazarında su satmaya başladım. Bizim buzdolabımız yoktu, komşumuz buzu veriyordu, ben de Fatih Camiin çeşmesinden su dolduruyor, onu satıyordum. İyi de para kazandım o zaman. Ortaokul kıyafetimi o parayla aldık.

 

Fatih Gelenbevi Lisesine gittiğim ilk gün, o kravatı hiç çıkarmadım. Bütün gün onunla gezdim. Kravat takmak çok hoşuma gitmişti. İleride bundan kurtulmak isteyeceğimi düşünmemiştim hiç.

 

İlk işime de o zamanlar başladım. Evimizin yakınlarındaki buzdolabı, çamaşır makinesi tamircisinde çalışmaya başladım. Çalışmak keyifli geliyordu. İlk bahşişimle anneme güzel bir çakmak almıştım. Annem en iyi arkadaşım olmaya başlamıştı. Her şeyi bana anlatıyordu, çok fazla kimsesi yoktu, sıkıntılarını anlatacak. Çoğu yere beni götürürdü yanında. Dedem vefat ettiğinde ben vardım yanında. Ev ile ilgili sorunlar yaşadığımızda hep ben vardım yanında. Ben de anneme her şeyi anlatıyordum.

 

Ortaokulda çok iyi arkadaşlıklar kurdum. Genelde insanlarla iyi anlaşırım. Bazı arkadaşlarımla hala görüşürüm.

 

Ortaokulda derslerde biraz düşme oldu. Özellikle 2. sınıfta gerçekten kötüydü. Ama Orta sonda durumu toparladım ve yine takdir aldım.

 

Daha sonra liseyi de aynı okulda, Fatih Gelenbevi Lisesinde okudum. O dönemde çizim yeteneğimi kendimce geliştirmiştim. Ve nihayet Gır-Gır dergisine gitmeye karar verdim. Cağloğlundaki büro gittim. Küçücük bir yer. Orada Eflatun Nuri ile tanıştım. Çizimlerime baktı, içlerinden iki tanesini hemen orada tekrar çizdirdiler ve o hafta Gır-Gır resmimle beraber iki karikatürüm yayınlandı. Ardından birkaç tane daha yayınlandı.Çok hoşuma gidiyordu.

 

Tatil zamanlarında İstanbul Pangaltı'daki Huzur Giyim Spor Mağazasında tezgahtarlık yapmaya başladım. Üniversiteyi kazanmadan az zaman önce ilk gitarımı aldım. Gitar almama sebep olan şarkı ise, Bakırköy Galeria'daki Migros'ta gezerken duyduğum Metallica-Unforgivendır. Gitarımı almak için 3 gün mesai yaptım eve hiç gitmedim. Mal sayımı için hep gönüllü oldum ve aldığım parayla gittim Unkapanı'ndaki Atakan müzikten ilk gitarımı aldım ve bir de gitar öğreniyorum kitabı. Ama hemen öğrenemedim tabi. Hevesim kırıldı.

 

Üniversiteyi ise Balıkesir'de okudum. İşletme bölümünde. Oraya giden İskender ile oradan dönen İskender arasında dağlar kadar fark vardı. Annem bile tanıyamıyordu beni artık. Hayat bakışı değişmiş, insanlarla ilişkileri daha kuvvetleri ve tek başına ayakta durabilen bir İskender. İlk sene yurtta kaldım. Çok güzel günlerim geçti orada. Bir çok dost edindim.

 

İlk bestemi Balıkesir'de yaptım, ilk adamakıllı şiirimi ve hikayemi orada yazdım. İlk defa orada aşık oldum ve ilk defa orada ayrılık acısını çektim. Çoğu ilkimin şahididir Balıkesir. Gitar çalmayı da yavaş yavaş öğreniyordum. Türkmen bir arkadaşım vardı, sağ olsun aban bişeyler göstermişti.

 

Okul stajı için İstanbul'da Yaşar Yatırım Menkul Değerler'e girdim. Erkek kardeşim Serdar'ın yardımlarıyla aldılar beni staja. Ama ben olayı staj gibi değil de sanki orada çalışan biriymişim gibi algılıyordum. Hafta sonları dahi gidiyordum şirkete. Bilgisayarım yoktu ama öğrenmek istiyordum. Şirkete gidip Excel, Word üzerine alıştırmalar yapıyor, dosyaları inceliyordum. Bunları fark eden Müdürüm iş teklif ettiğinde şaşırmıştım açıkçası. Sonra 1998 yılında işe başladım. Sabit Getirili Menkul Kıymetler / Hazine Bölümünde çalışıyordum ve işimi çok seviyordum. Her gün takım elbise giyiyor ve eğitimli insanların arasında çalışıyordum. Çabalarım karşılıksız kalmadı, kısa zamanda sevilen bir personel oldum. Sürekli kendimi geliştirmeye çalışıyordum.

 

Bu arada gitar çalma işini de askıya almıştım. Ama işlerim düzene girince, yani hayat biraz rutin bir hal almaya başlayınca, yeni arayışlara gittim. İnternette müzik sitelerinden birinde ilan bıraktım ve cevabı geldi. Oktay ile tanışmamız böyle oldu. O da yeni yeni çalmaya başlamıştı ama benden çok daha iyiydi. Ben yoruma daha ağırlık vermiştim. O zamanlar idolüm Çelik'ti ve onun söylemeye gayret ediyordum. Bunda da çok başarılıydım. Yani dinleyenler sesimizi ayırt edemiyorlardı. Hoşuma gidiyordu, sevdiğim sanatçı gibi şarkı söyleyebilmek o zaman hoşuma gidiyordu.

 

Oktay ile tanıştıktan bir hafta sonra ilk programımızı, kardeşimin sürekli takıldığı Beyazıt'taki Yağmur Cafe'de yaptık. Patron bizi beğendi, ona göre M.F.Ö.'nün iki kişi olanıydık. Ardından cafede yangın çıktı ve ilk işimiz böylelikle yatmış oldu.

 

Daha sonra Şişli Stop By Cafe'de çıkmaya başladık. Cuma akşamları işten çıkıyor ve Şişlide program yapıyordum. Bütün haftanın stresini atıyordum. O dönemde şu anda da kullandığım Cort marka Elektro Akustik Gitarımı aldım.

 

2002'nin sonunda yaşanan ekonomik kriz sonrasına Yaşar Yatırım, Oyak Menkul Değerler'e devroldu. Geçiş sürecinde sıkıntılar yaşandı.Bir çok arkadaşım işten ayrıldı. O dönemde şirkette kalanlardan biri de bendim. Mayıs 2002'ye kadar, yani askere gidene kadar Oyak Menkul Değerler'de çalıştım.

 

Askerliğimin acemiliği Erzincan 59.Topçu Tugayı, Usta birlik ise Ankara-Polatlı Topçu ve Füze Okulu oldu. Askerliğim rahat geçti diyebilirim. Bilgisayar başındaydım ve zaten rahatsızlığımdan dolayı da oldukça kısa yaptım askerliği.

 

Askerden geldikten sonra, web tasarım işine girdim. Aynı zamanda da gitar çalmayı ilerletmiştim. Yeni yerlerde program yapmaya başladık Oktay ile. Lalelide Şehzade Rest. (Şimdi yıkıldı), Kadıköy-Moda Midway Rest. - Bar, Galata Köprüsünün altındaki Dersaadet ve Zeno da çalmaya başladık. Haftanın 7 günü program yaptık uzunca bir süre.

 

Yazın başlarında Arnavutköy'de 3.Köprü yapılmasın adlı organizasyonda grup olarak sahne aldık. Konserden birkaç gün önce topladık grubu ama çok iyi performans sergiledik. Sahneden indiğimizde herkes bi daha bi daha diye bağırıyordu. İlk imzamı orada verdim. İnsanlar bizi albümü olan birileri sanıyormuş. Çok güzel bir gündü.

 

Daha sonra Marmara Üniversitesinin şenliklerinde konser veren arkadaşlara katıldık Oktay ile. Oktay Bas gitar çalıyor aynı zamanda. Çok güzel bir konser oldu. Bizden kaynaklanmayan aksilik olmasına rağmen yine de çok büyük ilgi gördük.

 

2004 Yazında bu mekanları bırakıp Şarköy'e gittik. Hayatımın en uzun tatili oldu ve en güzel yazı. Her gece Moonlight Bar'da program yaptık. Yaklaşık bir ay kadar da Şarköy'ün yerel radyosu Coşkun FM de her akşam program yaptık. Çok keyifliydi. 2 kere yerel gazeteye konu olduk.

 

Şarköy'den geldikten sonra, yeni mekan bulma sorunumuz oldu. Ben web tasarım işine de yöneldiğim için çok ağırlık veremedim müziğe. Bir dönem Oktay ile haftanın ortalama 3-4 günü program yaptık. Ayrıca gündüzleri de Galata Finansal Danışmanlık, Bilgi İşlem Teknolojileri ve Eğitim Hizmetleri LTD. ŞTİ. nde WEB Sorumlusu olarak çalıştım.

 

Şu anda askerlik sebebiyle ayrılmak zorunda kaldığım işime geri döndüm.Hafta içi şirkette haftasonları da keyfim için müzik yapıyorum. Müzik benim için tutku, bazıları çok yoruluyorsun diyorlar, kabul ediyorum yoruluyorum ama sahnede olduğum zaman bütün o yorgunluk gidiyor.

 

Aynı zamanda grup çalışmalarımız da sürüyor. Grubumuz tamamı yerli parçalardan oluşan bir repertuara sahip.Hergün daha iyiye doğru gidiyoruz. Yakında grup ile ilgili ayrıntıları da buradan vereceğim.

 

Olabildiğince tanıtmaya çalıştım kendimi. Daha fazlasını Anılarım, Ben'ce ve Günlüğüm sayfalarında bulabilirsiniz.

 

Buraya kadar okuduğunuz için de ayrıca teşekkür ediyorum.

 

Bir gün bir yerde hayatı paylaşmak dileği ile

 

İskender ADA